Suç Hikâyelerinin Ardındaki Hayatlar Üzerine
Sarah Bailey’nin romanlarında bir suçun peşine düşmek, onu araştıran insanların hayatlarına da yakından bakmak demek. Gemma Woodstock ve Ollie, vakaları çözmeye çalışırken aileleriyle, ilişkileriyle ve kendi seçimleriyle de yüzleşiyor. Bailey ile ilk kitabından bugüne değişen yazma alışkanlıklarını, okurun güvenini sarsan karakterleri ve suç hikâyelerinin ardındaki insanları konuştuk.
İrem Bir: İlk kitabınızı yazan kişiye dönüp baktığınızda, yazma biçiminizde en çok ne değişti?
Sarah Bailey: Artık biraz daha düzenliyim. Yazmak için belirli zamanlar ayırmaya ve biraz daha planlı olmaya çalışıyorum. Her şeyi baştan sona tasarlamıyorum ama başlamadan önce kitabın nasıl biteceğini bilmeyi, ortasında neler olacağına dair bir fikrim olmasını ve karakterlerimi tanımayı seviyorum. Diğer yönlerden süreç oldukça benzer: Oturup karakterler yaratıyor ve ne yapacaklarını buluyorum. Yeni bir fikrin heyecanı her seferinde aynı.
İrem Bir: Başladığınızda kanıtlamak istediğiniz bir şey var mıydı? Bu değişti mi?
Sarah Bailey: İlk kitabımda kendime bir kitap yazabileceğimi kanıtlamak istedim; belki başkalarına da. Şimdi yeni fikirlerle kendime meydan okumak ve farklı şeyler denemek istiyorum. Elbette hâlâ insanların kitaplarımı okuyup sevmesini istiyorum ama bu meydan okuma artık daha kişisel. Her kitabın zor bir yanı var. O kısmı aşıp iyi bir akış yakalamak, yazmayı tatmin edici kılıyor.
İrem Bir: Mutlu bir aile hayatınız var gibi görünüyor. Sizi polisiye edebiyata çeken nedir?
Sarah Bailey: Küçükken polisiye hikâyeler okumayı severdim. İnsanların yaptıkları şeyleri neden yaptıklarının psikolojisi hep ilgimi çekti. Bazen bir haber duyuyor ya da biriyle konuşuyorum ve bunun nasıl bir hikâyeye dönüşebileceğini hemen düşünmeye başlıyorum. Sanırım insan doğasının daha karanlık, ilginç yanını hep arıyorum; bu da polisiyeyi benim için uygun bir tür hâline getiriyor. Avustralya’da harika bir polisiye yazarları topluluğu da var. Belki bir gün başka bir tür denerim ama şimdilik aklıma gelen fikirler polisiye hikâyeler.
İrem Bir: Yazması hangisi daha zor: Şaşırtıcı bir ters köşe mi, yoksa okurun karakterleri önemsemesini sağlayıp ters köşeyi daha sarsıcı kılan sakin bir sahne mi?
Sarah Bailey: İkisi farklı yönlerden zor. Ters köşeyi bulmak çoğu zaman işin en zor kısmı değil. Zor olan, hikâyenin neresinde yer alacağına karar vermek ve zamanlamasını doğru kurmak. Büyük duygusal sahneleri yazmak özellikle zor olabiliyor çünkü bunlar çoğunlukla yoğun bir hareketin ortasında yaşanıyor. Ritmi değiştirip duygunun hikâyede doğru anda ortaya çıkmasını sağlamak gerekiyor.
İrem Bir: Karakterleriniz suçları çözerken aileleriyle, sağlıklarıyla ve kişisel seçimleriyle de uğraşıyor. Hayatlarının bu yönleri nasıl gelişiyor?
Sarah Bailey: Bir kısmı yazarken ortaya çıkıyor. Hikâyelerimde suçlar, karakterlerin hayatları sürerken yaşanıyor. İster polis ister gazeteci olsunlar, bir vakaya kendilerini kaptırabilirler ama aileleriyle, sağlıklarıyla ve hayatlarındaki diğer her şeyle de ilgilenmek zorundalar. Bu bana gerçekçi geliyor. Baş karakterlerimin tek boyutlu olmasını istemiyorum; hayatları zor ya da hüzünlü olduğunda bile bütünlüklü yaşamları olsun istiyorum.
İrem Bir: Baş karakterleriniz şimdiye kadar neden kadın oldu?
Sarah Bailey: Pek çok farklı karakterim var ama baş karakterlerim şimdiye kadar kadın oldu. Ev hayatıyla işi ve ikisinin getirdiği baskıları nasıl yönettikleri ilgimi çekiyor; özellikle de bu iki alan kolayca bağdaşmadığında. Şu anda erkek bir baş karakterin yer aldığı yeni bir kitap yazıyorum, bakalım nasıl olacak. Karakter kim olursa olsun, onun için neyin önemli olduğunu ve onu neyin harekete geçirdiğini anlamaktan hoşlanıyorum.
İrem Bir: Okurun neyi göreceğine, neyi saklayacağınıza ve okurun yanlış şeye baktığını ne zaman fark edeceğine nasıl karar veriyorsunuz?
Sarah Bailey: Yazmanın yararlı yanlarından biri, taslağa geri dönüp onu değiştirebilmeniz. İlk taslakta bir ters köşe ya da bulmacanın gizli bir parçası yanlış zamanda ortaya çıkabilir; bu yüzden ritmi doğru kurmak için bölümlerin yerini değiştirir, yeniden çalışırım. Karakterlerin neyi ne zaman bildiğini ve ne hissettiklerini de düşünürüm. Okur bir karaktere yakınsa hikâyeyi onunla birlikte yaşayabilir. Polisiyeyi böylesine sürükleyici kılan şeylerden biri de bu.
İrem Bir: Yazarken kendinizi hiç şaşırttınız mı?
Sarah Bailey: Evet, özellikle büyük aksiyon sahnelerinde. Bazen parmaklarım beynimden hızlı hareket ediyormuş gibi geliyor ve kendimi “Aman Tanrım, olan bu mu?” diye düşünürken buluyorum. Öleceğini sandığım bir karakter hayatta kalıyor ya da birinin hikâyesi başka bir yöne gidiyor. Bir noktada bunun kitap için doğru gelişme olduğunu hissediyorum. Bu güzel bir sürpriz olabiliyor.
İrem Bir: Şimdi sıradan bir yazı gününüz nasıl geçiyor?
Sarah Bailey: Çok değişti. Geçen yılın sonuna kadar tam zamanlı bir işim vardı. Reklamcılıkta 25 yıl geçirdikten sonra artık aşağı yukarı tam zamanlı yazıyorum. Bir televizyon projesi üzerinde de çalışıyorum; bitmeye yakın bir kitabı tamamlıyor ve başka bir kitaba başlıyorum. Haftayı projeler arasında bölmeye ve günde yaklaşık dört saat yazmaya çalışıyorum. Her proje farklı bir aşamada olduğu için aralarında geçiş yapabiliyorum.
İrem Bir: Gemma Woodstock’tan sonra yeni baş karakter olarak neden bir gazeteci seçtiniz?
Sarah Bailey: Büyürken gazeteci olmak istemiştim; bu nedenle seçimimde gerçekleşmemiş bir hayalin de payı olabilir. Bir polis ya da dedektif suçun tam merkezinde yer alabilir. Gazeteci ise olaya çoğu zaman biraz daha uzaktan bakar ve toplumun yaşadıklarını yansıtır. Bu, hikâyeye farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Ollie’nin neyi haber yapacağı ve hangi bilgiyi paylaşacağı konusunda karşılaştığı ahlaki sorular da ilgimi çekiyor.
İrem Bir: Klik’te kamuoyunun ilgisi soruşturmayı nasıl etkiliyor?
Sarah Bailey: Koşullara bağlı. Polis bazen bazı bilgileri paylaşmaz; dolayısıyla halk her şeyi bildiğini düşünürken aslında bilmeyebilir. İnsanların bir vakaya katılıp yardım etmesi polis için yararlı olabilir ama bazen insanlar adaleti kendi ellerine almaya çalışır ve bu ters tepebilir. Bu gerilim hikâyeyi de ilginç kılıyor.
İrem Bir: Kitaplarınız sık sık biri hakkındaki ilk izlenimimizi yeniden düşünmemizi sağlıyor. Güvenilir görünen bir karakteri nasıl yaratıyorsunuz?
Sarah Bailey: Birinin mesleği tek başına güvenilir görünmesini sağlayabilir. Polis, öğretmen ya da otorite konumundaki biri söz konusu olduğunda okurlar onun hakkında varsayımlarda bulunabilir. İnsanların kendilerini dünyaya nasıl sunduğu ve kapalı kapılar ardında neler yaşandığı ilgimi çekiyor. Birinin geçmişini veya davranışlarını etkileyen bir travmayı öğrendiğinizde, onun hakkında bildiğinizi sandığınız her şey değişebilir. Polisiyede bu tür bir yanıltma üzerinde çalışmak eğlenceli.
İrem Bir: Hikâyeleriniz Avustralya’da geçiyor. Sizce Türkiye’deki okurlar karakterlerle neden bağ kuruyor?
Sarah Bailey: Farklı ülkelerde insanların kitaplarımı okuduğunu bilmek harika; yazmaya oturduğunuzda beklediğiniz bir şey değil. Karakterlerin yaşadığı bazı ikilemlerin evrensel olduğunu düşünüyorum. İşi ve aileyi dengelemek, ilişkileri sürdürmek ve zor ahlaki kararlar vermek nerede yaşarsanız yaşayın tanıdık. Hepimiz teknoloji ve sırlarla ilgili meselelerle de karşılaşıyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki okurlardan Gemma ve Ollie hakkında mesajlar almak çok hoşuma gidiyor.
İrem Bir: Yeni bir okura hangi kitabınızdan başlamasını önerirsiniz?
Sarah Bailey: Karanlık Göl derim. İlk kitabım olduğu için kalbimde özel bir yeri var ve okurlar Gemma’yla ilk kez orada tanışıyor. Beğenirlerse onunla ilgili okuyabilecekleri başka kitaplar da var. Ollie’nin ilk kitabı The Housemate’e de özel bir yakınlık duyuyorum. Gazetecilikle soruşturma sürecini birleştirmek zordu; dolayısıyla kitabı bitirmek benim için gerçek bir başarı gibi hissettirdi.
İrem Bir: Türkiye’deki okurlarınıza ne söylemek istersiniz?
Sarah Bailey: Kitaplarımı okuyan herkese çok teşekkür ederim. Türkiye’de insanların karakterlerimi okuduğunu düşünmek biraz gerçeküstü ve bunun için çok minnettarım. Daha pek çok kitap yazmayı ve Türkiye’deki insanların onları okumayı sürdürmesini umuyorum. Ziyaret etme fırsatım olursa oradaki okurlarla tanışmak bir hayalimin gerçekleşmesi olur.