Bazı kitaplar tam zamanında karşımıza çıkar.
Mevsim değişirken yalnızca gündelik düzenimiz değil, okuma ritmimiz de değişiyor. Yazın hareketinden sonra masalara, rutinlere ve belki bir süredir bekleyen kitaplara dönüyoruz.
Eylül biraz böyle bir ay. Yeni başlangıçların yanında, ne okumak istediğimizi yeniden düşündüğümüz bir geçiş zamanı.
Editoryal Gündem’in bu sayısında Eylül için birbirinden oldukça farklı iki kitap seçtik:
Minimalizm ve Yağmurun Elli Adı.
Biri bizi kendi hayatımıza dönüp bakmaya çağırıyor; diğeri başka bir zamana, başka bir coğrafyaya ve başka bir hayatın içine götürüyor.
Belki iyi bir okuma listesi de tam olarak böyle olmalı: Bazen kendimize yaklaştırmalı, bazen bulunduğumuz yerden çok uzağa götürmeli.
Minimalizm — Madeleine Olivia
Hayatımızdaki her şeye gerçekten ihtiyacımız var mı?
Sadeleşmek denildiğinde akla ilk olarak daha az eşya, daha düzenli bir ev ya da boşaltılmış dolaplar gelebilir. Oysa Minimalizm meseleyi bundan daha geniş bir yerden ele alıyor.
Madeleine Olivia, tüketim alışkanlıklarımızdan zihinsel yüklerimize, sürdürülebilir yaşamdan gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuza kadar gündelik hayatımızın pek çok alanına yeniden bakmaya çağırıyor.
Kitabın bıraktığı soru aslında oldukça basit:
Daha azına sahip olmak mı istiyoruz, yoksa gerçekten önemli olan şeylere daha fazla alan mı açmak istiyoruz?
Yeni bir dönemin başında bazı alışkanlıkları yeniden düşünmek, hayatındaki fazlalıkları fark etmek ve daha bilinçli seçimler yapmak isteyenler için Minimalizm, Eylül listemizin ilk kitabı.
Yağmurun Elli Adı — Asha Lemmie
İkinci seçimimizle bambaşka bir dünyaya geçiyoruz.
Yağmurun Elli Adı, savaş sonrası Japonya’da Japon bir anne ile Afro-Amerikan bir babanın kızı olarak dünyaya gelen Noriko’nun hikâyesini merkezine alıyor.
Ailesinin geçmişi, toplumun ona biçtiği kimlik ve ait olabileceği bir yer arayışı arasında büyüyen Noriko’nun dünyası, üvey kardeşi Akira ile kurduğu bağla değişmeye başlıyor.
Roman; aile, kimlik, aidiyet ve özgürlük gibi büyük meseleleri tek bir hayatın içinden anlatıyor. Ancak Noriko’nun hikâyesini etkileyici kılan yalnızca karşısına çıkan engeller değil; başkalarının onun için çizdiği hayatın sınırları içinde kendine ait bir yol bulmaya çalışması.
Bazı romanları olaylarını merak ederek okuruz. Bazılarıysa bizi bir karaktere yaklaştırır ve kitabı kapattıktan sonra bile onunla bir süre daha yürümemize neden olur.
Yağmurun Elli Adı, ikinci türden bir okuma arayanlar için Eylül seçimimiz.
Bu ay kitaplığımızda
Biri bizi kendi hayatımızdaki fazlalıklara bakmaya çağırıyor.
Diğeri hiç bilmediğimiz bir hayatın içine girerek dünyaya başka bir yerden bakmamızı sağlıyor.
Biri düşünmek, biri hikâyenin içinde kaybolmak için.
Eylül için bizim seçimimiz bu iki kitap.
Peki sizin Eylül okuma listenizde hangi kitap var?