Ekim Okumaları: İsimsizler ve Novak’ın İzinde

Ekim Okumaları: İsimsizler ve Novak’ın İzinde

Ekim Okumaları

İki Farklı Dünyanın Peşinde

Bazı aylar benzer kitapları yan yana koymak isteriz. Bazen de tam tersini.

Ekim okuma listemizde ikinci yolu seçtik. Birbirinden oldukça farklı iki dünyaya açılan iki kitap var: John Connolly’nin karanlık ve tekinsiz atmosferiyle İsimsizler ve Mark Hodgkinson’ın Novak Djokovic’in kariyerinin ardındaki insanı anlamaya çalıştığı Novak’ın İzinde.

Birinde geçmişin izleri ve hesaplaşma, diğerinde başarıya ulaşmanın bedeli ve kişinin kendi sınırlarıyla mücadelesi var.

Türleri, karakterleri ve anlatmak istedikleri birbirinden farklı olsa da iki kitabın kesiştiği bir yer bulunuyor: İnsan neyin peşinden gider ve o yolda ne kadar ileri gidebilir?

Karanlık bir hesabın peşinde: İsimsizler

Amsterdam’da bir kanal evinde dört kişinin öldürülmesiyle başlayan İsimsizler, daha ilk sayfalardan itibaren okuru karanlık bir hesaplaşmanın içine çekiyor.

Öldürülenler arasında Louis’nin yakın dostları da vardır. Bunun üzerine başlayan takip, yalnızca faillerin bulunacağı bir soruşturma olmaktan çıkar; geçmişin, kayıpların ve intikam duygusunun yön verdiği kişisel bir yolculuğa dönüşür.

John Connolly’nin kurduğu dünyada gerilim yalnızca “Sonra ne olacak?” sorusundan doğmuyor. Roman ilerledikçe adalet ile intikam arasındaki çizgi de giderek bulanıklaşıyor.

Bir insan sevdiği kişileri kaybettiğinde ne kadar ileri gidebilir? Geçmiş gerçekten geride bırakılabilir mi? Bir hesap kapandığında her şey gerçekten sona erer mi?

İsimsizler, temposunu kaybetmeden bu soruları da hikâyenin içinde taşıyor. Polisiye ve gerilim sevenler için Ekim listesinin karanlık tarafı burada.

Bir şampiyonun peşinde: Novak’ın İzinde

İkinci kitapta atmosfer tamamen değişiyor. Karanlık sokaklardan çıkıp tenis kortlarına gidiyoruz.

Fakat bu kez de hikâyenin merkezinde bir mücadele var.

Novak’ın İzinde, Novak Djokovic’in kariyerini yalnızca kupalar, rekorlar ve kazanılan maçlar üzerinden anlatan klasik bir spor biyografisi olmanın ötesine geçmeye çalışıyor. Mark Hodgkinson, dünyanın en başarılı tenisçilerinden birinin nasıl bu noktaya geldiğini anlamak için kortun arkasına bakıyor.

Disiplin, baskı, rekabet, inanç, öfke, yenilgiler ve yeniden başlama gücü…

Çünkü dışarıdan baktığımızda başarı çoğu zaman sonuçlardan ibaret görünüyor. Kazanılan turnuvaları, kırılan rekorları, kaldırılan kupaları görüyoruz. Oysa uzun yıllar boyunca dünyanın en üst seviyesinde kalabilmek, yalnızca yetenekle açıklanabilecek bir şey değil.

Novak’ın İzinde tam da bu görünmeyen tarafla ilgileniyor: Bir şampiyonu şampiyon yapan şey nedir?

Bu nedenle kitap yalnızca tenis takipçilerine seslenmiyor. Rekabet, başarı, yüksek performans ve insanın kendi sınırlarıyla ilişkisi üzerine okumayı sevenler için de farklı bir portre sunuyor.

Aynı soruya iki farklı cevap

İlk bakışta İsimsizler ile Novak’ın İzinde arasında pek ortak nokta yok.

Birinde kurmaca bir dünyanın içinde geçmişin hesabını kapatmaya çalışan bir adamı takip ediyoruz. Diğerinde gerçek hayatta yıllar boyunca zirvede kalmaya çalışan bir sporcunun izini sürüyoruz.

Ama ikisinin merkezinde de vazgeçmemek, sınırları zorlamak ve bir şeyin peşinden sonuna kadar gitmek var.

Belki bu ayın iki kitabını yan yana getiren şey de tam olarak bu.

Bazen bir kitabı seçerken benzer hikâyeler değil, aynı soruya verilen bambaşka cevaplar daha ilgi çekicidir.

Ekim ayında biz iki farklı dünyanın peşine düşüyoruz.

Siz hangisinden başlardınız: İsimsizler mi, Novak’ın İzinde mi?